logo

13 Ağustos 2013

Çakırbeyli’deki Kardeş Engin Poyraz: “Babamın Ölümünde Onların da Payı Var!”

Engin Poyraz, Ergenekon Davası'nda 29 yıl 4 ay hapis cezası verilen yazar Ergun Poyraz'ın kardeşi. Ailesiyle birlikte Aydın'ın Çakırbeyli köyünde yaşıyor. Yani asılarak idam edilen Merhum Başbakan Adnan Menderes'in köylüsü.

Kentin en kalabalık günlerinden olan Ramazan Bayramı arefesinde Aydın'a gelen ve tutuklu ağabeyi Ergun Poyraz'a gönderi yollamak için postaneye uğrayan Engin Poyraz, bu buruk kardeşlik vecibesinin ardından bizi kırmıyor ve bayram telaşına rağmen bir röportaj için zaman ayırıyor. Peşpeşe sormaya başlıyoruz…

“Kardeşiniz Ergun Poyraz nasıl bir ortamda yetişti? Çocukluğunuz nasıldı?”

“Mütevazi bir aileydik. Aydın'lıyız ama babam gemi kaptanı olduğu için İstanbul'da yaşıyorduk. Denizcilik İşletmeleri'nde çalışıyordu. Annem ev hanımıydı. Her orta halli aile gibiydik biz de. 3 erkek ve 1 kız çocuk olmak üzere 6 kişiydik. Ergun en büyüğümüzdü, ağabeyimizdi.”

“Ergun Bey'in en belirgin özelliği nedir? Nasıl bir insandır?”

“En belirgin özelliği, haksızlığa gelememesidir. Kim olursa olsun, sevmediği bir insana bile haksızlık edilmişse onun arkasında durmayı bilen birisidir.  Bu yüzden de kendi arkadaşlarının bazılarıyla bile arası açılmıştır. Nerede bir haksızlık görse o haksızlığa uğrayanı savunur. 'Niye bu insana haksızlık yapılıyor?' diyebilen bir insan yani.”

“Ergun'u O Kitapları Yazmaya Kendileri Teşvik Etti”

“Ağabeyinizin yazarlık serüveni nasıl başladı?”

“Ben yazar olacağım diye birşeyi yoktu. Okuyan bir insandı elbette. Yandaş basında çıkan suçlamalar hep ham hayal. Yani 'Ergun Poyraz'a jandarma yazdırıyor, şunlar yazdırıyor, bunlar yazdırıyor' diye söylenenler tamamen iftira. Çünkü, O'nun yazarlığının ilk başlangıcı, gene bizim uğradığımız büyük haksızlıklardır. Yani bugün siyasette işbaşında olanların 3 dönem önceki versiyonlarının İstanbul'da bize karşı çok büyük haksızlıkları oldu. Bize yapılanlar ANAP dönemine kadar gider. Hattâ Aydın'a taşındığımız halde İstanbul Kartal'dan gelip bizle burada da uğraştılar.

Yani aslında Ergun'un yazarlığı bu yüzden başladı. Kesinlikle bu yazarlığın sebebi Jandarma veya askeriye değil, kendileridir. Kendilerinin yaptığı haksızlıklardan dolayı, sesini duyurabilmek için bir çıkış yolu aradı 1996 senesinde 'Ben bu haksızlıklarınızı deşifre edeceğim arkadaş, siz göründüğünüz gibi insanlar değilsiniz. Ben sizin gerçek yüzünüzü ortaya çıkaracağım' diye başladı bunları yazmaya. O kitapların yazılmasının nedenini kendilerinde arasınlar. 'Kendim ettim kendim buldum' desinler. Yazdığı belgeleri ve bilgileri de kesinlikle öyle birileri falan getirmiyordu. Adeta tırnaklarıyla kazarak derliyordu.. Ne çok zaman ve emek harcadığına ben bizzat defalarca şahit oldum.

Biz bu insanları tanıdıktan sonra, gördüklerimiz karşısında hayretlere düştük. Bunların kesinlikle göründüğü gibi insanlar olmadığını, bizim gibi mağdur daha yüzlerce binlerce insan olduğunu sonradan farkettik. Elbette basın bunların çoğunu gündeme getirmiyor. Çünkü mağdurlar yalnızca samimi buldukları güven duydukları insanlara anlatabiliyorlar kendilerine yapılanları. Ergun da bunları öğrendikten sonra bunların yazılması gerektiğine kendi kendine herhalde ikna oldu ki yazmaya başladı.”

“İlk kitabı çıktığı zaman ne hissettiniz, ne düşündünüz?”

“İşte yapılması gereken buydu dedim kendi kendime. Sadece biz değiliz mağdur olan, Türkiye'de milyonlarca insanı kandırıyorlar, bu insanlar da görsün, kimlere omuz veriyorlar anlasınlar diye düşünüyor insan. Çünkü bunların eylemleriyle söylemleri taban tabana zıt. Bana geliyorsun başka bir şey anlatıyorsun, öbür tarafa gidiyorsun başka bir şey yapıyorsun.”

“Babamın Ölümünde Onların da Payı Var!”

“Ağabeyinizin 2007'de gözaltına alındığını ilk kimden duydunuz ve ne hissettiniz o an? Bu kadar uzun süreceğine hiç ihtimal verdiniz mi?”

“Köyde bir arkadaşın tarlasını suluyorduk. Traktörden indiğim an telefonum çaldı. Arayan avukatımız Hüseyin Buzoğlu'ydu.  İlk anda şok oldum ama, önceki bazı olaylardan dolayı çok da beklenmedik bir durum olmadı aslında. Alacakları belli gibiydi yani. Çünkü o insanların ne tür insanlar olduklarını biliyorsun.

Bunu Başbakan'ımız da söyledi biliyorsunuz. 'Kindar ve dindar' dedi. Dindarlıkları Allah'ın bileceği birşey ama kindar olduklarını çok iyi biliyorum.

Babamın vefat etmesinin bir sebebi de aynı zihniyettir. Ailece büyük acılar çektik. Bundan bazı insanların da ders alması lazım. Babam 1988 senesinde vefat etti. O zaman bile ne kadar güçlü olduklarını, insanlara ne kadar zulüm ettiklerini bazı insanlar anlamadı. Şimdi anladılar ama geçmiş olsun.”

“Yani bugün AKP'nin en fazla eleştirildiği konu olan baskı, zulüm ve polis devletinin tohumları çok önceden atıldı da millet daha yeni mi farkına varıyor diyorsunuz?”

 

“Elbette. Babam buradan İstanbul'a muayene olmaya gidemedi. Kalp hastasıydı ama adamlar oradan 'Gelmeyin, gelirseniz başınıza gelecekleri siz düşünün' diyorlardı.”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Aydın’a zirai don uyarısı

“Ama o dönem ANAP iktidardaydı?”

“ANAP dönemiydi ama o zamanlar Refah Partisi'nde olsalar da onlar kardeş partiydi. Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu falan hep ANAP kökenlidir. Merhum Cumhurbaşkanı'mız Turgut Özal da mesela, 12 Eylül'den önce Milli Selamet Partisi'nden milletvekili olmak istemiştir, İzmir'den aday olmuş ama seçilememiştir. Bunlar aynı siyasi yelpazede olduklarının delili.

Ama burada gene bizim basınımızın hatası var. Çünkü bunları çok önceden sorgulayıp yazabilirlerdi. Ergun Poyraz denince kulaklarının üstüne yatmayacaklardı. Özeleştiri yapamazsak bu işin altından kalkamayız. 1988'lerden 92'lere gelene kadar çok kısa sürede anladık onların gücünü. Çünkü o zamanlar bile o polisler savcılara hakimlere rest çekebiliyorlardı. Adamı alıp götürebiliyorlardı. O zamanın hakimleri de gerçekten şimdiki gibi haksız kararlar verebiliyorlardı. Kimse de bunlara dur demedi. Neticesi de Silivri'dir işte.

82 anayasasını o dönemin hukukçuları yapmadı mı? Ben Kenan Paşa'nın silahını hukukçuların alnına dayayıp da 'Yapın lan şu anayasayı' dediğini hiç sanmıyorum. Öyleyse şimdi niye kıvırtıyorsunuz? Ben sivilleri daha çok suçluyorum. Dik dursaydın kardeşim… Gerçekleri tam söyleseydin…

Çok sığınılan bir laf var. '28 Şubat ve benzeri olaylarda bizleri fişlediler, bizleri işlerimizden attılar, mağdur ettiler vs.' derler sürekli. O zaman bugünkü bu kararlara imza atan bunca bürokratı, polisi, savcısı hakimi nereden çıktı? Bu görevlere nasıl geldiler? Bugünkü o görevlerinize gelebilmeniz için, yıllarca kesintisiz terfi ve çalışma gerekir. İddia ettiğiniz o baskıların belki yüzde 1'i bile yapılmamış olacak ki, sizler o görevlere gelebildiniz.

Siz bu davayı açtığınız zaman, önce bizi inandırmalıydınız. Yani bu yargılanan insanların aileleri inanmalıydı önce. Koyabilmeliydin delilleri ortaya, yargılananların yakınları da 'Yahu arkadaş benim yargılanan ağabeyim, eşim, çoluğum çocuğum hakikaten birşeyler yapmış' diye düşünmeliydi.”

“Peki kardeşiniz silahla birini vursaydı ya da PKK'yı savunan bir yazar olsaydı, aynı şekilde destekler miydiniz?”

“Lafı ağzımdan aldınız. Her yerde söylüyorum: Ergun Poyraz'ın, iddia edilen suçlardan birini bile yapmış olduğunu bana ispatlasalar, Ergun Poyraz değil Silivri'de, değil Kandıra'da, Aydın Cezaevi'nde bile yatsa, gelip kapısını açmam. Aydın'da oturuyorum. Oturduğum yerle cezaevi arasında yalnızca 8 Km. var ama bir tek suçu bile olduğunu bilsem, suçsuzluğundan en ufak kuşkum olsa ziyaretine gitmem. Ve ben bunu her yerde söylüyorum. Ama suçsuzluğuna inandığım için, ilk alındığı günden beri Kandıra'ya da olsa, Silivri'ye de olsa elimden geldiğince her hafta gittim ve gitmeye de devam ederim.”

 

“Tutuklu bulunduğu 6 yıl süresince, sizi en derinden etkileyen ne oldu?”

 

“Aslına bakarsanız en zoru, en baştaki o belirsizlik oldu. Ankara'da oturuyordu ve telefonla haber alır almaz Ankara'ya gittim. Orada beklediğim 15 gün boyunca yaşadığım belirsizlik en zoruydu. Çünkü yapılan haksızlıkları falan 3 aşağı 5 yukarı tahmin ediyorduk, o kadar fazla şaşırmadık. Ama insanların yeteri kadar ilgilenmemesi, bazı şeyleri bilip de bilmemezlikten gelmeleri, duyarsızlıkları bizi şaşırttı asıl. O sırada sağlık sorunları da vardı. Onun da endişesi vardı bizde.”

“Ergenekoncu Olsa, Evimize Tarla Yolu İçin 11 Sene Mahkemede Uğraşır mıydık?”

“Ergun Poyraz'ın ismi Silivri duruşmaları ile sürekli gündeme gelirken, çevrenizdekilerin yaklaşımı ne oldu?”

“Malum siyasi görüştekiler, sizi tanısalar da bilseler de peşinen 'suçlu' damgasını yapıştırdılar zaten. İdeolojik insanların yaftayı vurması çok kolay oluyor. Halbuki bizi tanıyanların bilenlerin suçlamalara bakınca durumu anlamaları lazım. Bunlar niye suçlanıyor? 'İşte bunlar Ergenekon'cu, bunlar derin devletin adamı, Ak Parti gelmeden önce bütün istediklerini her şekilde yapıyorlardı. Devletin tek söz sahibiydiler.' diye, değil mi? Ama Ergun Poyraz'ın ailesi olarak tarlamızdaki evimize bir tarla yolu açmak için 11 sene mahkeme kapılarında uğraştığımızı biliyor musunuz? Bunu bizi tanıyan herkes bilir. Kardeşim bunu görmüyor musunuz? Ergun Poyraz'ın derin devletle bir ilgisi olsa, oturdukları eve yol alabilmek için 11 sene mahkeme kapılarında dolaşır mıydı? Bir telefonla yolumuz açılırdı. Ben bunu koskoca medyanın da belirtmesini isterdim. Bu bile, iddiaların ne kadar gerçek dışı olduğunun en büyük kanıtıdır. Bütün mahkeme kağıtları ortada. Koçarlı'ya gitsinler dosyalara baksınlar.

Tanımayanlara bir lafım yok da, yakından tanıyanlar arasında, bu işleri anlayabilen, tahsilli insanların bu kadar akıl tutulması yaşamalarını, bu kadar bağnazlığı aklım almıyor. Nasıl inanabiliyorlar?”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Aydın’da yağışlardan sonra çıkan mantarlar vatandaşın yüzünü güldürdü

“12 Eylül Darbesi'nde fişlenen insanların en yakınları bile 'Biz de fişlenmeyelim' diye yaklaşmaya korkardı ya, kardeşiniz tutuklandıktan sonra siz de yaşadınız mı böyle birşey?”

“Aynen yaşadık hem de…”

“Peki Ergun Poyraz'ın psikolojik durumu nasıl şu an?”

“İnancını, direncini ve umudunu hiç kaybetmez, sonuna kadar korur. Bu badireleri mutlaka bir şekilde atlatacağımıza inanır. Mesela insanlarımızın gerçeği görüp bu hükümeti sandıkta bertaraf etmesi mümkün olabilir. Veya bu hükümetin yaptığı çok büyük yanlışlıklar var, onlar ayaklarına dolaşabilir.

Mesela Almanya'dan gelen vatandaşlarımızla karşılaştım. Dediler ki: 'Almanya Başbakanı'na bile ağızlarına geleni söylüyorlar, sokak kabadayısı ağzıyla konuşuyorlar. Biz hiç anlamıyoruz, ama Almanlar da anlamıyor bu tavrı. Biz oradayız ve Almanların ekmeğini yiyoruz, niye böyle konuşuyorlar ki?' Yani ideolojik perdeyi kaldıralım. Sırf mantık ve insanlık çerçevesi böyle.

Cezalardan sonra eskiye göre kamuoyunda tepki daha fazla. İnsanların bu kadar mağdur edileceğini, bu kadar ceza çıkacağını halk beklemiyormuş belli ki. Ak Parti'ye sıcak bakan eski DYP'li, ANAP'lı vs. sağ seçmenler biraz hayal kırıklığına uğramışlar. Konuşmalarından anlıyorsunuz. Adam hiç değilse şunu görüyor: Abdullah Öcalan'ı affedeceksiniz, bu adamlara da bu cezalar, öyle mi? Hemen o karşılaştırmayı yapabiliyor yani.”

“Hiç Arayıp Sormadılar Dersem Yalan Olur, Gerçeği Söylersem Çok Acı Olur”

“Aile olarak, sivil toplumdan ve siyasetçilerden sizinle hiç yakından ilgilenenler oldu mu bu süreçte?”

 

“Aydın'da neredeyse yok. Türkiye genelinde de yalnızca belli başlı insanlar. Ama çok eksik. Ben manevi olarak daha çok destek beklerdim.”

“Yani Aydın'da hiçbir siyasi parti 'Ergun Poyraz'ın ailesini merak edip hatırınızı sormadı mı?”

“Yüzde yüz aramadılar dersem yalan olur, ama gerçeği söylersem çok acı olur. Bu konuyu pek konuşmak istemiyorum. Maalesef gerçek bu.

Ama birşeyi hiçbir zaman inkâr edemeyiz. Emin Çölaşan olsun, Saygı Bey (Öztürk) olsun, onların ilgi ve desteğini hiçbir zaman inkâr edemeyiz. Bunun yanında Mustafa Mutlu ara sıra yazılarıyla destek oldu. Birebir diyaloğumuz olmasa da mesela Vural Savaş'ın da hukukçu kimliğiyle desteğini hissettik. Bu zor dönemde bize destek olanlar arasında ilk aklıma gelen isimler bunlar. Burada birdenbire aklıma gelmeyen diğer değerli isimlere de teşekkür ederiz.

Davada iddia edilen böyle bir örgütün varolmadığının bence en büyük kanıtlarından biri de zaten tutuklu yakınları olarak bizlerin birbirimizden habersiz olmamız. Savunma sürecinde bile örgütlenemedik ki, böyle suç örgütü mü olur? Ergun'un içeri alındığı ilk günlerde, aralarında ADD'nin de olduğu birkaç dernek ziyarete geldi ve ayaküstü konuştuk sadece, o kadar.”

“Peki bundan sonra hukuksuzlukların yaşanmaması, demokrasinin yitirilmemesi için ne yapılmalı?”

“Bu yaşananlardan bütün toplum kesimleri olarak ders almalı, özeleştiri yapmalıyız. Televizyona çıkıp konuşmakla bu yapılanları engellemek mümkün olmuyor. Sadece Ak Parti'yi ya da askeri suçlayarak başarı elde edemeyiz. Ak Parti'nin bazı yönlerden ne kadar çok çalıştığını da görmek ve aynı ölçüde çalışmak lazım. Bütün bunlar durdukları yerde olmadı herhalde?

Ülkeyi 1982'den beri iyi veya kötü de olsa siviller yönetiyor.  Mesela Yargıtay'a 160 tane blok üye atandı. O koca koca hukukçularımız, 'Yahu bunlar nereden geldi?' diye hiç kendilerine soruyorlar mı? O atananlar AKP'den sonra hukukçu olmadı ki! Demek ki kaç senedir bunlar hukuk sisteminde varmış. Bazı yüzlerin biraz kızarması lazım.

Bütün önceki hükümetler, 'Biz demokratik olmayan şu kanunu değiştireceğiz' dediler de kim karşı çıktı? Varsa açıklasınlar bilelim. 'Biz şu yasayı değiştirecektik, şu paşa bizi engelledi' desinler halk bilsin. Var mı? 'Barajı düşürecektik filanca paşa bize mani oldu' diye çıksınlar söylesinler varsa. Başkalarını suçlayarak kendi suçlarımızı örtemeyiz.”

 

(Güçlü ÇEZİK)



Share