logo

27 Kasım 2007

Beşparmak Dağları’nın Milli Park olması için keşif

Beşparmak Dağları’nın Milli Park statüsüne alınması için Kuşadası Eko Sistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği(EKODOSD) tarafından bölgede keşif çalışması yaptı. EKODOSD’un incelemesinde, eşsiz güzellikteki bakir dağların korunması ve gelecek nesillere aynı şekilde ulaşması için, Milli parklar statüsüne alınmasıyla ilgili, Çevre ve Orman Bakanlığına müracaatta bulunmuştu. EKODOSD Yönetim Kurulu üyelerinin, Doğa Koruma ve Milli Parklar Kuşadası Şefi Çevre Mühendisi Erdinç Kutsal ile birlikte güney bölgesi Muğla iline, Kuzey bölgesi ise Aydın İline bağlı Beşparmak Dağları’nın kuzey bölümünden ön araştırmaya başladı.
Doğal, tarihsel ve kültürel yapısıyla, zengin biyolojik çeşitliliğiyle, insanın kendini farklı bir gezegende hissedeceği Jeolojik yapısında büyük ölçüde gnays bulunan benzersiz kaya yapılarıyla, birçok kuş ve yaban hayatına ev sahipliği yapan Beşparmak Dağları, UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesine alınması gereken bir doğa hazinesi niteliğine sahip ve buradaki doğa ve tarihi kalıntılar birbirlerinden ayrılmaz unsurlardır.Beşparmak Dağlarının kültürünü, estetiğini, efsanelerini, inançlarını bu dağların doğası doğurmuştur.Buradaki doğal yapı ve burada yaşamış kavimlerin meydana getirdiği eserler, prehistorik dönemlerden günümüze kadar ulaşmıştır.Yani günümüzden 8-10 bin yıl öncesinde yaşayan insanların izleri bu dağlarda yer almaktadır. Beşparmak Dağları’nın esrarengiz mağara kayalıklarında, M.Ö. 8000’lere dayanan ve dünyanın en eski ressamlarınca çizilmiş Prehistorik kaya resimlerinin olduğu bir mağarada inceleme yapıldı. Bahsedilen bu izler Latmos’un sanatçıları olarak bilinen neolotik dönemin insanlarına ait, mağara resimleridir. Bu kayaların üzerindeki resimler şekil ve anlatım olarak dünyada tektir. M.S. 7. yüzyılda kurulmaya başlayan hristiyan dünyasının izlerini, esrarengiz kayalıklarının duvarlarında tespit edildi. Halk arasında Yazılı Kaya olarak geçen dev kaya kütlesini inceleyen EKODOSD ekibi, adına uygun işaretleri tespit etti. Günümüz Türkiye’sinde ve belki de tüm Bizans dünyası içinde Beşparmak Dağları Bizans Manastır yaşamının kalıntılarına sahip tek kutsal dağ olması nedeniyle, turizm açısından da çok iyi değerlendirilmelidir.
Beşparmak Dağları’nda yapılan incelemeyi anlatan EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, bölgenin milli park statüsüne alınması için gerekli belge ve bilgileri topladıklarını belirterek, şu açıklamayı yaptı: ” Beşparmak Dağları’nın kayalıklarında bir dağ keçisi çevikliğiyle seken, gecesi gündüzü doğduğundan beri bu dağlarda geçen, altın dişli güler yüzlü dağ adamı Pınarcılardan Muratali’yle birlikte, birbirine benzeyen ve hepsinden ayrı bir figür çıkarılabilecek kayaların içinde, latmos sanatçılarının eserlerini aradık. Bu bölgenin doğa yapısı enteresan olduğu kadar, isimleri de hayli ilginç. Bu kayadaki resimler, adı yıllardır “Elif’in öldüğü kaya” olarak geçen, dev bir kayanın altına çizilmiş. Gün ışığı görmeyen, yağmur düşmeyen yerdeki resimler binlerce yıldır özelliklerini kaybetmemiş durumda. Bazı resimleri tesadüfen ararken bulduk. Resimlerin tek olması, küçük bir oyukta bulunması, bugüne kadar gördüğümüz diğer figürlerden çok farklı olması enteresandı. Tabi bunun nedenini ancak uzman arkeolog ve sanat tarihçileri verebilirdi. Burayı da kayıt altına aldık.M.Ö. 8000’lerden günümüze kadar birçok kavimin gelip geçtiği bu dağlarda, kaya resimleri, antik eserler ve yukarıdaki gibi Osmanlı dönemine ait mezarlar gibi birçok izler bulunmaktaydı. Beşparmak Dağları’nın dev kayaları üzerindeki bu yapılara kovanlık adı verilmekteydi. Eski yıllarda burada yaşayan yöre sakinleri bu kovanlıkların üzerine kara kovanlarını yerleştiriyorlardı. Beşparmak Dağları’nda o tarihlerde çok olan ayılardan korumak için. Muratali’ de 16 yaşındayken bu kayanın üzerinde kovanlardan bal çıkardığı sırada, kayanın yanına bir ayı gelmiş. Tam 4 saat kayanın başında ayının gitmesini beklemiş. Ayı gitmeyince kovandan çıkardığı ballardan bir miktarını aşağıya atmış. Ayı balı aldığı gibi kaçıp gitmiş. Kovanlıklar artık bir müze görünümünde. Çünkü ayı da kalmamış bu dağlarda, karakovan balı da. Yöre insanları barınma ve karınlarını doyurabilmek için, mimarlığını ve mühendisliğini kendilerinin yaptığı, tarihi eser gibi duran bu yapıları doğayı tahrip etmeden inşa etmişler. M.S. 7. Yüzyılda kurulmaya başlanan ve 9. yüzyılda bir piskoposluk merkezi haline gelen Beşparmak Dağları’nda Hristiyan dünyasının çok önemli manastırlarının en önemlilerinden olan yöre insanının Arap avlusu dediği, Stylos Manastırı’da bulunmaktadır. Beşparmak Dağları’nın zirveye yakın en yüksek yerde kurulan Stylos manastırı’nın fresklerle bezenmiş mağarası, bir uçurumun kenarındadır. Aziz Paulos’un yaşadığı söylenen bu mağaranın hemen yanıbaşında bulunan yağmur sularının toplandığı küçük havuza suların nasıl geldiğini incelediğinizde, hayrete düşüyorsunuz. Kayalara işlenen küçük kanallardan akan suyun havuzda birikmesini dolan havuzdan suyun çıkması için yapılan seramik kanalın yapısı, havuzdaki suyun güneşten etkilenmemesi için kayalara kazınan perdeliğin görüntüsü insanda hayranlık uyandırıyor. Aziz Paulos’un dünyevi ilişkilerden uzak, bu mağarada yaşarken sadece fıstık çamları ve bitki kökleriyle beslendiği ve mağaranın kapısına kadar gelip geri dönen Anadolu Parsı’nın hikayesi de çok ilginç. Beşparmak Dağları’nın vahşi kayalıklarında sadece insanlar yaşamıyordu. Artık nesilleri yok oldu ya da birkaç bireyi kaldı denilen Anadolu Parsları, teknolojinin olmadığı yıllarda yukarıdaki gibi kaplan kapanlarıyla avlanmaktaydı. Sonra silah icat oldu, mertlik bozuldu. Silahtan daha etkili kimyasallar çıktı, onlarda soyunu bitirdi bu dağların efsanevi panterini… Şimdi de acaba 1-2 tane kalmış mıdır diye dağ bayır aramaktayız artık… İnsanoğlu ürettiğini ve doğanın nimetlerini yaban hayatında bulunan hayvanlarla paylaşmak istemediğinden, yıllarca onları avlamak için birçok buluşlara imza atmış. Bunlardan birisi de ayı kapanları. Hem ayılar avlanmış hem de Anadolu parsları. Avlayacak birşey kalmadığından, 150 yıllık bu kapan bir köşede aksesuar görevini görmekteydi. Yapılan hesaplara göre takriben en eskisinin 240 yıllık olduğu tahmin edilen, Murat Ali’nin atalarının mezarlarını inceledik. Murat Ali “buraya yapılacak son mezar, benimkisi olacak” dedi. Çünkü Murat ali bu ailenin son ferdi. 2 kızı var. Onlarda kentli olmak istiyorlar artık… Bu doğa insanlarının mütevazi evinde, ocakta bir yandan pişen otlu böreklerini yedik, bir yandan eski günleri dinledik. Elektiriksiz, televizyonsuz, radyosuz, arabasız her türlü teknolojiden, çağdaş yaşam koşullarından yoksun bir şekilde yaşayan, dağ başında başlarına birşey gelse, en yakın yerleşim yeri olan Karakaya Köyü’ne 2 saatte ulaşılabilen, zorlu yaşam şartlarında büyük mücadele veren, Beşparmak Dağları’nın bu efsanevi adamına çam sakızı çoban armağanı küçük bir hediye vererek ayrıldık.Karakaya Köyü’nün kahvesine geldiğimizde akşam olmuştu. Karakaya muhtarı Remzi İnce ve Avşar Köyü muhtarı Kerim Uyanık ile Beşparmak Dağları’nın milli parklar statüsüne alınması konusunda konuştuk. Onlarda bu tabiat harikası dağların mutlaka korunması gerektiğini, bu güzellikleri görmek için yerli yabancı herkesi buraya davet ettiklerini bildirdiler”
EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, doğası, tarihi, binlerce yıllık geçmişi, yaban hayatı, eşsiz güzellikteki kaya yapıları, manastırları ve mitolojik efsanelerle dolu hikayeleriyle dolu Beşparmak Dağları’nın Anadolu’nun en güzel bakir yerlerinden biri olduğunu belirtere, bu doğa ve tarih harikasının ölmeden önce görülmesi gereken çok önemli yerlerden birisi olduğunu ve gelecek nesillere ulaşması için mutlaka milli parklar statüsüne alınması gerektiğini söyledi.

(İHA)

Share