Dünkü yazımda Sn. Atiye Doğan’ın öğretmenliğe Eğil ‘de başladığını bana anlattığı OLAY:1’i vermiştim. Sn. Atiye Doğan, 5 yıl sonra İstanbul’a atanır. Her yıl gelir, bana uğrar:
-Sizin öğretmenim kitabınızı çok sevdim. Ziraatçılığı bıraktım, öğretmen oldum der.
Şimdi, bu ara verme dinlenmesinde geldi. Onu anlatacağım:
OLAY II:
Şu anda İstanbul çapa Melek Hatun İlköğretim okulundayım. Her gelişimde bir şeyler anlatırım. Şimdi en yenisini anlatacağım, dedi.
Sn. Atiye Doğan, sınıfına, gir zili çalmadan bir dakika önce girer. Öğrencileri ayağa kalkarak onu selamlar. O da eğilerek öğrencilerini selamlar:
-Çocuklar tüm iyilikler sizin olsun der.
Bir gün, bu konuşmadan sonra, öğrencilerinden yeşil gözlü sevimli mi sevimli ERHAN DELEN, parmak kaldırır:
-Öğretmenim bir şey söyleyebilir miyim?
-Evet Erhan seni dinliyorum.
-Öğretmenim her gün dersinize bir dakika önce, daha zil çalmadan giriyorsunuz. Oysa sınıflarda öğretmenler gir zilinden sonra derse giriyorlar. Siz, niçin zamanında derse girmiyorsunuz? der. Öğretmeni:
-Erhan, söylemek istediğin bir şey var. Onu daha açık söyle der.
Erhan Delen: -Öğretmenim, gerçekten, sınıfa zamanında gelmemek de , erken gelmek de, derse zamanında girmemektir, der.
Öğretmen: -Erhan, görüşüne katılırım. ama ben, ziraatçılığı bıraktım, öğretmen oldum. Öğretmenliği çok seviyorum. onun için böyle yapıyorum. Sen de bunu böyle bil! der.
***
Tüm öğrencilerin birer Köçer , Erhan olmasını içtenlikle diliyorum. Çünkü ben de emekli Fizik-Kimya öğretmeniyim.
Bu iki çocuğumuzu yanaklarından ıslatmadan öperim. |